7 Kasım 2014 Cuma

Almanya Modası


Alman moda markalarının “highfashion”ı uluslararası podyumlarda kendinden söz ettiriyor. Fransız couture şirketi Chanel’in yaratıcı yöneticisi olan Hamburg doğumlu Karl Lagerfeld ve bugün kendi markası “Wunderkind Couture”la başarılara imza atan Wolfgang Joop gibi isimler çoktandır küresel oyuncular arasına katılmış durumda. Daha genç kuşaktan örneğin Bernhard Willhelm, Markus Lupfer, Stephan Schneider veya Daniela ve und Annette Felder de Paris, Londra, Antwerpen ve New York arasında başarılara imza attılar.

 Almanya’da Berlin moda dünyasının trend belirleyen önemli bir merkezi haline geldi: “Berlin Fashion Week” ve sokak modası fuarı “Bread & Butter” yılda iki kez moda dünyasının yaklaşık 700 markasını buluşturarak Londra ve Paris metropollerine rakip oluyor. Alman moda tasarımcıları kimlik ve gelenekle oynayan bir yaklaşım sergiliyorlar ve iki Almanya’nın birleşmesinden sonra özgüvenli ve kendine özgü bir tarzı yakaladılar. Ama bunun yanısıra yaptıkları modacılık çok yönlü renkler içeriyor
– canlı ve espirilisinden şık ve püritenine veya rengarenk ve şiirsel olanına kadar. Ama günlük yaşamda ayakları yere basan tarzlar tercih ediliyor. İşadamlarının ve işkadınlarının işlevsel giyiminin yanısıra sportif giyime de rağbet var, örneğin Boss’un veya Gabriele Strehle for Strenesse. Bu iki marka Güney Almanya kökenli ama, dünya çapında da epeydir tanınıyorlar. Yaratıcılığa ve bireyselliğe önemli bir ağırlık veriliyor, bu iki unsur Almanya’da moda konusunda bilinçli çoğu kişi için statü sembolünden daha önemli. “German Fashion Birliği” Almanya’yı dünya çapında ikinci en büyük ihracat ülkesi olarak gösteriyor. Cinque, Oui, Marc Cain, René Lezard veya Windsor gibi marka isimleri, uluslararası bir kamuflaj şeklinde olduğu için bu şirketlerin Almanya’ya ait oldukları  çoğu zaman anlaşılmıyor. “Yeşil moda”ya yönelen, sürdürülebilirliği ve ticaret etiğini dikkate alan ilk moda şirketleri de Alman kuruluşları oldu.

Alman ürün tasarımı öteden beri, iyi düşünülmüş olma, net ve işlevsel olma özelliklerini içeren bir imaja sahip. Alman tasarımları (Bulthaup mutfaklarından Braun traş makinasına kadar), uluslararası alanda büyük saygınlığa sahip. Üslup geliştiren firmalar arasında mobilya üreticisi Wilkhahn ve Vitra, veya yazı araçlarında Lamy ve aydınlatma gereçlerinde Erco eskiden beri sahip oldukları yerlerini koruyorlar. Geçen yüzyılın 1920’li yıllarında ortaya çıkan BAUHAUS veya 1950’li yılların Ulm Üniversitesi de ünlerini koruyorlar. Onların yanı sıra yeni bir kuşak da kendini kanıtladı: Yeni kuşağa örnek olarak 1965 doğumlu Konstantin Grcic gibi genç ve son derece yaratıcı bir isim verilebilir. Münihli Grcic, son derece sıradan günlük eşyalara şaşırtıcı bir şiirsellik kazandırıyor. Yeni yükselen Halle kökenli “Studio Vertijet”in arkasındaki isimler Steffen Kroll ve Kirsten Hoppert de tasarımın oyunsu yanıyla analitik unsurlarını birleştiriyorlar. Genç kuşak modacılara yönelik ilk defa verilen Alman Tasarım Ödülü’nü 2010 yılında tekstil tasarımcısı Elisa Strozyk aldı.

İstanbul Moda Haftası


Bazı koleksiyonlar az ve öz parçalarla Bu yıl organizasyon oldukça farklı başladı. Pr firmalarının organizasyonu ile yürütülen moda haftasındaki ilk yenilik, günler öncesinden katılımcı markalar ve tasarımcılarla iletişim halinde kalarak, Lcv yaptırmak oldu. Yapılan Lcv’ lerin yani isme ayrılmış olan numaralandırılmış koltuklarda oturma düzeninde bir aksaklık yaşanacak mı endişesi neyse ki geçerli olmadı. Herkes oturma düzenine uydu. Ancak Lcv ve defile giriş alanı önündeki yığılmalar da aynen geçen yıllarda olduğu gibi devam etti. Buradaki sistemin henüz oturmadığı gözlendi

Oturma koltuklarında ise ön sıraların yine magazin kültürünün ötesine geçemediği gözlendi. Ne kadar medyatik ünlü var o kadar rağbet gören ve sansasyon yaratan defile kıvamı yaşandı. Ön koltuklarda yabancı basın, moda yazarları, editörler ve satın almacılardan ziyade ünlüler ve bloggerlar oluşturdu. Yine yabancı basın ve uluslararası satınalmacılar yok denecek kadar azdı. Bu da moda haftasının kendin pişir kendin ye kısmı oldu. Her önüne gelenin moda yorumcusu, blogger ve moda danışmanı kimliği ile ortalıkta dolaşması ise ortalığı karnaval alanına çevirdi. Rüküş kıyafetlerle gelinen defilelerde tasarımcıların tasarımları ile ilgilenmelerinden ziyade boy gösterilerinin yer aldığı alan oldu. Basın ise magazin basını olmaktan öteye gidemedi. Gözlemim sunum sonrası yapılması gereken tasarımcı röportajlarının yerine magazin basını ünlülerinin röportajlarına yer verildiği oldu. Öyle ki bugün, tv’de moda haftasına yönelik bir programı izlediğimde bir defile görüntüsü haberinin tamamının bir mankene ait yapılmış olması ön görümü doğruladıçıkarken, bazı koleksiyonlarda ise göz yorucu bir dağınık ve kalabalık vardı. Güçlü ama az çıkan kombinler ile defile yapan tasarımcılar ise daha fazla akıllarda kaldı.

Podyumlarda ise, yine her sene olduğu gibi neredeyse tüm fashion week boyunca her defilede yer alan yüzleri görünce ise hiç mi taze yeni yüzümüz, mankenimiz yok sorusunu akıllara getirdi. Kıyafetlerin değil de mankenlerin kendilerini podyuma taşıdıkları anlar ise mankenlerin askı görevinin dışına çıktıkları anlardı.

Ülkemiz açısından ise, bu önemli moda etkinliği vasıtası ile ülkemizi dünyaya tanıtmak ve yerli moda endüstrisini harekete geçirerek ülke ekonomisine katkıda bulunmaktır. Temennim; İstanbul’ da sekizincisi gerçekleşen bu önemli moda etkinliğinin, yabancı basının ve satın almacıların neredeyse hiç yer almadığı, ancak magazin basınına fazlası ile malzeme çıktığı, sadece yurt siparişlerin önem kazandığı ve görsel şölen platformundan sıyrılarak asıl amacına hizmet etmesidir.

İtalyan Modası


 

İtalyan stili, İtalyan çizgileri, İtalyan modası, İtalyan tarzı diye konuşulan şeyler kesinlikle doğru. Ancak bu moda anlayışı bana biraz 1920'leri hatırlattı nedense. Çok modern çılgın şeyler görmedim vitrinlerde.Hele o marka olmuş İtalyan firmalarının Venedik'te San Marco Meydanı'na doğru yol boyunca uzanan vitrinlerine bakınca oldukça klasik çizgiler ve renklerle hazırlandıklarını daha net görürsünüz

 İtalyan erkekleri güzel giyiniyor. Kendilerine has tarzları var. Kibarlar (Yakından tanımadığınız müddetçe. Bu sonraki deneyimlerden kazanılmış bir deneyimdir.) Giyim kuşam İtalyan erkeği için önemli ve eski bir modayı takip ediyorlar. En azından Venedik'te giyim kuşam konusunda genel bir tarz var. Çoğu beyefendinin hala kaliteli mendiller kullamakta olduğunu farkettiğimde çok şaşırmıştım. Ancak anladım ki İtalyanlar bizim çok eski bir alışkanlık diye rafa kaldırdığımız bez mendilleri hala kullanıyorlar.
Venedikli yaşlı kadınlar içerisinde her halinden pahalı olduğu belli olan eski moda kaban ya da kürklü olanlar çok fazla. Ancak giyim konusunda özenliler. Saçlar da özenli. Makyajlı olanlar da hiç az değil. Genç bayanlar içerisinde makyaj yapanlar yok denecek kadar az neredeyse. Elbette giyimler de daha modern. Mini şortlar ve minicik etekler yazın herkesin üzerinde ve mevsim sıcaklığı normalin üzerine çıktığında transparan giysiler de oldukça fazla görülüyor.

 
Kış mevsiminde havaların da yağışlı olması nedeniyle kadın-erkek herkesin elinde baston şemsiyeler olduğunu gördüm. Neden bu kadar büyük ve modası geçmiş şemsiyeleri kullandıklarına yağmur yağdıktan sonra daha iyi anladım. Venedik'te yağmur yağdığı zaman kendinizi ne kadar korursanız koruyun ıslanmamak mümkün değil. Fakat baston şemsiyesi olanlar daha şanslı onlar kendilerini daha iyi koruyorlar. Bir de şemsiyeler o kadar renkli ki bir köprü üzerinden aşağı yol boyu baktığınızda şemsiyelerin ortaya çıkardığı bir renk cümbüşü görüyorsunuz

 Çok renklilik sadece şemsiyeler ile sağlanmıyor elbette. Bu şehirde sanırım renkleri kullanmak bir cesaret olarak algılanmıyor. Gözlük çerçeveleri, eldivenler, şapkalar, bereler, paltolar, pantolonlar ve ayakkabılar kısacası bir renk cümbüşü sarıveriyor her yanınızı. Anladığım kadarıyla burada kot pantolonunu sadece öğrenciler giyiyor. Fakat gençler içerisinde de renkli pantolon modası hâkim olmalı. Zira pembeden, mora, sarıdan, turuncuya her türlü renkte pantolon giymiş birileri görmek mümkün. Venedik'e geleceklere altın öğütlerimden biri de bu olacak

Sonbahar Kış Modası



Türkiye’de yapılan ve Türkiye giyim sanayicileri derneğinin katkıları ve destekleri ile yapılan konferansta 2014-2015 sonbahar kış modası görücülere sunuldu. Yapılan açıklamada birden fazla kişinin tecrübeleri baz alınmış ve bitirmeye kalktığımız 2013 yılından daha farklı renkler ve modeller ile ön plana çıkmaya hazırlanılıyor.

 Kış modasında her ne kadar renkli parçaları görseniz de asil asaletin koyu metalik renklerde olduğu söylenilmiş. Metal ve gri tonlarındaki renkli farklılık yaratmak adına sıkça kullanılacak ve kışa uyumlu bir kombin yapılacaktır.

Renklerde neler var diye baktığımızda ise mavi yeşilin tonlarını görüyoruz. Yeşilin her tonu kadına yakışan ve çok asil olan bir renktir. Dolayısıyla da sizler bu her iki rengi doğru kullanmanız neticesinde harika bir şekilde kendinizi öne çıkarmış olacak ve kıyafetleriniz ile göz doldurmuş olacaksınız. Mavi ise kombini biraz daha zor olan ve spora kaçan bir renktir. Günlük şıklık arıyorsanız mavi tam uyumlu olabilir ama gece şıklığı istiyorsanız o halde yeşil rengi zümrüt yeşili tonlarını da tercih edebilirsiniz.

2014- 2015 kış modasında biraz daha asi ve özgürlüğüne düşkün kadın profili görüyoruz. Birçok modacı temalarında bunu işliyor ve katalog çekimlerini dahi bu yönde yapıyor. Yani kadın hem güzel, hem de asi olabilirin imaji bu kombinler ile çok güzel şekilde verilmiş oluyor.

Sizler asi ve özgür olmayı sever misiniz bilemeyiz ama bu kış ve önünüzdeki yıl biraz daha koyu renklere hâkim olabilirsiniz. Elbette kırmızı giymek isterseniz kimse sizi tutamayacak ama sezonun renklerinden de caymamanızı öneririz. Modaya uyum sağlamak ve şık olmak aslında hiç zor değil. Ufak tefek detaylar yakalanır ve harika tasarımlar ile her kadın olmak istediği görüntüye kavuşur.
. Yeni bir yıla başlamak demek, her şeye yeniden başlama şansına sahip olmak demek. Ancak büyük kararlara adım atmadan, önce vitrin değiştirip, stilinizi yenileyin! Yeni yılı niçin bu kadar severiz? Muhtemelen bunu yeni bir başlangıç için bir şans olarak görürüz, her şeyi daha iyi yapabileceğimiz yeni bir zaman dilimi olarak.

Kilo vermek, yeni bir iş bulmak gibi arzuladığımız değişikliklerin bazıları daha zor olabilir, işe kolay bir şeylerle de başlayabilirsiniz: Mesela görünüşünüzü yenilemek gibi. Hemen gözünüz korkmasın, tüm tarzınızı bir anda çöpe atmaktan bahsetmiyoruz. Küçük değişiklikler, moda olan bir iki yeni aksesuar veya giysi tahminimizden daha büyük bir fark yaratacak